
Bazı yemekler vardır; sadece karın doyurmaz, insanın kalbine dokunur. İşte Zülbiye benim için tam olarak böyle bir lezzet oldu. Şanlıurfa’nın o sıcak, içten havasını bir tabakta toplasalar ancak bu kadar olurdu. İlk duyduğumda adı bana da biraz tebessüm ettirmişti, “Zülbiye de neymiş?” demiştim içimden. Ama bir kaşık aldıktan sonra anladım ki bazı isimler kulağa değil, damağa hitap edermiş.
Lokum gibi pişmiş et… Tane tane dağılmadan yumuşacık. O minik arpacık soğanların yemeğe kattığı hafif tatlılık, etin suyuyla birleşince ortaya çıkan o derin aroma… Gerçekten tam anlamıyla bir lezzet patlamasıydı. Yediğim an gözlerimi kapatıp sadece tadına odaklandığımı hatırlıyorum. İşte o an dedim ki: “Bunu paylaşmasam olmaz.”
Tabii bu lezzetin bir de kahramanı var: Siverekli can dostum, kardeşim Funda. Onun ellerinden çıkan Zülbiye bambaşka olmuştu. Bir yemeği tarif güzelleştirmez, el güzelleştirir derler ya, çok doğru. Funda’nın emeği, sevgisi ve memleketine duyduğu bağlılık o yemeğin her lokmasında hissediliyordu. Bana sadece bir yemek tattırmadı; Şanlıurfa’nın kültürünü, misafirperverliğini, o sıcaklığını da sevdirdi.
Şimdi içimde bir heves var. Bu yaz Şanlıurfa’yı, özellikle Siverek’i gidip yerinde görmek, o toprakların kokusunu içine çekmek ve Zülbiye’yi tam ait olduğu yerde tatmak istiyorum. Çünkü bazı lezzetler, doğduğu yerde daha başka güzel oluyor. Belki bir taş fırının yanı başında, belki bir avluda kurulan sofrada… Kim bilir?
Sizlere de gönülden tavsiyemdir: Eğer yolunuz düşerse mutlaka tadın. Düşmezse de evinizde deneyin. Eminim ki içinize biraz sevgi, biraz da Urfa’ya duyulan merak katarsanız ortaya harika bir Zülbiye çıkacaktır. Belki Funda kadar yapamayız ama niyetimiz yeter 😊
Şimdi söz verdiğim gibi, Zülbiye tarifini de buraya bırakıyorum:
ZÜLBİYE TARİFİ
Malzemeler:
Yapılışı:
Yemeğin sırrı uzun uzun, sabırla pişmesinde… Yanına da taze bir lavaş ve bol köpüklü bir ayran oldu mu, değmeyin keyfinize.
Şimdiden deneyen herkese afiyet olsun. Sofranız bereketli, muhabbetiniz bol olsun.
Helin Nazlı Çoban