
Diplomasi, Sembol ve Türkiye’nin Yeni Vitrini Üzerine
Bazı zirveler vardır; sadece alınan kararlarla değil, verilen görüntülerle hafızaya kazınır.
Ankara’daki NATO Zirvesi de benim için tam olarak böyleydi.
Evet, masada savunma politikaları vardı.
Evet, liderler güvenlik başlıklarını konuştu.
Evet, dünyanın gözü yine NATO’nun nereye gittiğindeydi.
Ama ben bu zirvede yalnızca diplomasi görmedim.
Ben bir sahne gördüm.
Ve o sahnede Türkiye, kendini çok bilinçli bir dille anlattı.
Karşılama töreninden resepsiyona, mehterden Türk mutfağına kadar her detay aslında tek bir mesaj taşıyordu:
“Biz buradayız.
Kendi kimliğimizle, kendi hafızamızla, kendi devlet geleneğimizle buradayız.”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Emine Erdoğan’ın, NATO liderleri ve eşlerini Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde tek tek karşılaması zaten başlı başına güçlü bir görüntüydü. Resmî programda da resepsiyon ve akşam yemeğinin Cumhurbaşkanı ve First Lady ev sahipliğinde Beştepe’de yapıldığı yer aldı.
Ama beni en çok düşündüren detay mehter oldu.
Mehter sadece bir müzik değildir.
Bu toprakların hafızasıdır.
Bir devletin kendini nasıl hatırladığıdır.
Liderlerin Külliye’ye mehter marşları eşliğinde gelişi, sosyal medyada da basında da çok konuşuldu. Anadolu Ajansı, liderlerin gelişinde Türk Silahlı Kuvvetleri bandosunun geleneksel marşlar icra ettiğini yazdı; bazı haberlerde ise özellikle “Ceddin Deden” vurgusu öne çıktı.
Yunan basınında bu görüntülerin rahatsızlık yaratması da şaşırtıcı değildi.
Çünkü semboller her ülkede aynı okunmaz.
Bizim “tarihî hafıza” dediğimiz şeyi, başka bir ülke “siyasi mesaj” olarak okuyabilir. Bazı Yunan kaynaklarında mehterli karşılama “provokatif” bir çerçevede yorumlandı; hatta Trump-Erdoğan görüşmesi ve F-35 mesajlarıyla birlikte Türkiye’nin zirvede kurduğu görüntü ayrı bir başlık haline getirildi.
İşte diplomasi biraz da budur.
Bir marş çalarsınız.
Birileri onu gelenek olarak duyar.
Birileri güç gösterisi olarak okur.
Birileri de “Türkiye ne anlatmak istiyor?” diye düşünür.
Benim için bu zirvenin en güçlü tarafı tam da buydu.
Türkiye sadece toplantı düzenlemedi.
Bir algı yönetti.
Üstelik bunu yalnızca siyasi dille değil, kültürle de yaptı.
Masada Türk mutfağı vardı.
Kayseri mantısından Sütlü Nuriye’ye, Trabzon tereyağından Hizan balına kadar birçok yöresel lezzetin NATO liderlerine sunulduğu yazıldı. Hürriyet Daily News, menüde taş fırın pide, Kayseri mantısı, Urla ve Tokat ürünleriyle hazırlanan levrek, firik pilavlı dana kaburga ve Maraş dondurmalı Sütlü Nuriye gibi detayları aktardı.
Bu bana göre sıradan bir menü değildi.
Bu, gastronomi üzerinden kurulmuş bir diplomasi diliydi.
Çünkü dünyaya bazen sadece konuşarak değil, sofra kurarak da mesaj verirsiniz.
Bir ülkenin mutfağı, hafızasıdır.
Bir sofra, bazen bir basın açıklamasından daha güçlüdür.
Emine Erdoğan’ın bu zirvedeki ev sahipliği de ayrıca dikkat çekiciydi.
2004 İstanbul NATO Zirvesi hafızalarda hâlâ ayrı bir yerde dururken, 2026 Ankara Zirvesi’nde Emine Erdoğan’ın lider eşlerini ağırlayan ev sahibi pozisyonunda olması, sadece protokol detayı değildi. Türkiye’nin yıllar içinde değişen temsil dilinin de fotoğrafıydı. Anadolu Ajansı ve TRT World, Erdoğan çifti tarafından liderler ve eşleri onuruna resepsiyon ve resmî akşam yemeği verildiğini aktardı.
Ve elbette Trump…
Donald Trump’ın Ankara’ya gelişi, zirvenin en çok konuşulan başlıklarından biri oldu. Reuters, Trump’ın Ankara ziyaretinin Erdoğan açısından diplomatik bir kazanım olarak görüldüğünü yazdı; görüşmelerde yaptırımların kaldırılması ve F-35 satışının yeniden gündeme gelebileceği mesajları da öne çıktı.
Bu yüzden Ankara’daki zirve sadece NATO zirvesi değildi.
Aynı zamanda Türkiye’nin diplomatik vitrin çalışmasıydı.
Kimileri liderlerin fotoğrafına baktı.
Kimileri Trump’ın gelişini konuştu.
Kimileri mehteri tartıştı.
Kimileri menüye takıldı
Ben ise bütün bunların toplamında şunu gördüm:
Türkiye, bu zirvede yalnızca masada oturmadı.
Masanın etrafındaki atmosferi de kurdu.
Ve bazen diplomasi tam olarak budur.
Kimin nerede oturduğu kadar,
hangi müzikle karşılandığı da önemlidir.
Hangi yemeğin sunulduğu kadar,
o sofranın neyi temsil ettiği de önemlidir.
Bir ülke bazen uzun cümlelerle değil,
tek bir görüntüyle kendini anlatır.
Ankara’da olan da buydu.
Türkiye, NATO’ya sadece ev sahipliği yapmadı.
Kendi tarihini, kültürünü ve diplomatik özgüvenini aynı sahnede gösterdi.
Bence bu zirvenin en net mesajı şuydu:
Bazı ülkeler toplantı düzenler.
Bazı ülkeler sahne kurar.
Ankara’da Türkiye, sahneyi kuran taraftı.
Ümmügülsüm Bülbül